Kendime Bir Not

bir gün attığım adımın yerinin dolduralacağını biliyorum. evet, reankarnasyona inanmıyorum fakat şu an bulunduğum yerde bir varoluşun devamınlılığından eminim. birileri gelecek belki hatırlarım diye kendime bir şeyler bırakmak istiyorum. yaşayan biri olarak tasvirini gerçekleştiremediğim üzere yaşamsızlığı kendime hazine olarak bırakacağım. doğruyu görebilmeyi anlatacağım kendime, yanlışı ayırt edebilmeyi.. Hazır mısın diye soruyorum kendime sorarkende biliyorum -hazır olmasaydım bu diyalog içerisinde olmazdım kendimle. sonu olmayan bir yolculuk gibi, söylerken kendim dayanamayıp eklemiştim - sonunu bilmediğim bir masal gibi.. Bir son olduğunu biliyorum ama nasıl bir son olacağına dair şüphelerim bile yok. bir bilinmezlik içerisindeyim, bildiğim şeyin bilinmezlik olması hali ve kendimden biraz şüphe edersem mide bulandırıcı o hissin verdiği boğazımda düğümlenen, her düğümlendiğinde de düşünememe haliyle uzun süre mücadele içerisinde kalıyordum. Bir son, bir başlangıç doğuracaktı. Başlangıç düşüncesi rahatlatıyordu beni, yeni bir sayfa, bilinmeyenlerle dolu insanın doğasına yönelik merak iç güdüsünü çılgınlarca deneyimleyebilirdim. Meraklı bir insandım ama meraklı olmayı öğrenmiştim. Bir çerçevesi oluşmuştu, öğrenilebilir bir durumdu. Çocukluğumu, bebekliğimi hatırlıyorum, ateşin yakıyor olduğunu bilmeden önce ateşe sevgi dolu bakmak çok daha kolaydı.. Her şey nasılda benim çevremde dönüyor bebekken her şey benim görebildiğim kadar var oluyor.. Yoksa sen hatırlayamıyor musun? Bebeklikten çok bir şey beklememek gerekir aslında, herkesin bir bebekliği vardır ya yaramaz, ya uslu, ya çok ağlayan, vb. Acaba kendimizden çok utandığımızdan dolayı mı sık sık ağladığımız zamanları hatırlamayı bırakın tahmin bile etmekte zorlanıyoruz. Yaşadığımız tüm olaylar karşısında bilinç altımın bunu basitleştirdiğini ve yaşam döngüme dahil ettiğini gördüm. Döngülerimden birini kırabilmek için elime harika bir fırsat geçmişti, görebiliyordum. Yeni uyanmış bir insanın gözünü açar açmaz gün ışığıyla karşı karşıya geldiğindeki haliyle aynıydı hissettiklerim ama uzun sürmüştü. Evet onaylamadığım ne varsa bilinçaltım hepsini depolamış ve açılmamak üzere bir sandığa kilitlemişti. Üzerinde yoksunluk, haz, arzu bir çok duyguyu yerleştirmişti. Sanki o sandığa ulaşamamam için engel sıralamasıydı. Hiç birini umursamadan o sandığa yöneldiğimi hatırlıyorum. Bu sefer her şey farklı olacak gibi duruyordu sandığın kapağını açmayı başardığımda gerçek ama saklanan bir olayı farkında olmadan ağzınızdan kaçırdığınız o anın buz kesmişliği haliydi geçirdiğim. Gerçeklerle yüzleşmek beni üşütecekti. Affetmem gereken tonlarca şey, kendime kızgınlıklarım, öfkelerim, hırslarım hepsi birbirine karışmıştı.


İnsanları seviyordum, geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü kendi düşüncelerin ile her zaman özgür olacaksın. Yazı boyunca dilediğini düşünebilir çok eleştirebilir, inanmayabilirsin. Şunu söylemek isterim ki eğer hayatta bir olgunluk istiyorsan deneyimlerinin kıymetini öncelikle öğrenmen gerekiyor. Olgunluğu eğer yaşla alakalı tuttuysan, sadece acıyla karşılık buldurabiliyor, samimiyetsiz, yapmacık geliyor, yorucu hissettiriyor ve sen buna benzer duygularla olgunluğu yorumluyorsan heyecanla devam etmeni öneririm. Zaten olgunluğu yaşla bir tuttuysan kuyruğunu yakalamaya çalışan bir kediye dönüşmüş olma ihtimalin oldukça yüksektir. Bunları yazarken okuyamayacak olma ihtimaline üzülüyorum ama nasıl olsa üzüldüğümüde hiç bilmeyeceksin. Olgunluk, bulunduğun yaşa uygun olabilme halindir. Dünya dönerken, yaşamayı unutmadan zamana kapılmadan her şeyin kıymetini bilerek hissederek yaşama erdemliğini kendinde görebilmektir.  Olgunluk, yeri geldiğinde bir metro istasyonunda kollarının arasına alıp öpebilmek, kimi zamanda oradan geçerken gülümseyebilmektir. Olgunluk yastığa başını koyduğunda dünün dünde kaldığını bilerek yaşadığı için aklına geçmişle alakalı can sıkıcı, uyku öncesi rahatsız edici anılar canlanmadığı için kendine teşekkür edebilmektir. Olgunluk, herkesten ayrı olduğunu görebildiğin kadar, evrendeki her şeyle bir olduğunuda hissedebilmektir. İyiyi, kötüyü ayırt edebilmek, doğruyla yanlışı bilmek olgunluktur.  Dünya üzerinde görebildiğimiz her şeyi gerçek diyebiliyorsak, bunun tam soyut karşılığınıda hissedebiliyor olman gerekiyor. O zaman iletişimin oluşturduğu durumları, gerçek nesnelerle iletişim kurabilme, yön değiştirme, emir verme, rica etme, kırma, inciltme, sevindirme, heyecanlandırma, vb. tüm duyguları verebiliyor fakat gerçekliğinden eminsen gerçek dünyada gözünle görüp inandığın şeyin ilk doğruluk amacını bilme isteğinle aynı eşdeğerde bir istekle öğrenilme gereksinimi duyar sözcüklere can veren duygular..


Sağlıklı bir iletişim için aslına bakılırsa kestirmeden ilerletiyorum seni. Bunları zaten bildiğinden hatırlıyor olma hazzını hissetmek hoşuma gidiyor. Herkesin yalancı olduğunu bilmeden doğru bir yaşam sürdüğünü sanması gibi iletişimde insanın eline bu gücü veriyor. Çünkü doğruyu bilmeyen, yanlışa tapmak zorunda kalır. yanlışın var olmasını sağlayan 1 doğrunun varlığıysa bir çok yanlışta bir araya geldiğinde kendi doğrularını doğurur. Yanlış doğrudan sebep var olduğunu bildiğinden doğrunun varlığıyla her zaman beslenir. Deneyimler bu noktada sana yol gösteriyor olacak. Her seçimin kesinlikle senin doğru seçimin bundan emin olabilirsin fakat en iyi doğruya ulaşman için içindeki çoşkunun sesine inançla kulak vermen gerekir. Hani bahsetmiştik ya az önce sandık.. İşte o sandıkla yüzleşmen ve affetmen gereken kendinle her zorlandığında kendine olan inancınla bunu gerçekleştirmen gerekecektir. Daha sonrasında hatırlamaya cesaret gösterdiğin şeyler senin duruşun, doğruya giden yolda gücün olacaktır. Bu güç sana mutluluğu da beraberinde getirecektir. Şimdi sadece camından dışarıyı izle görebildiğin kadar gök yüzüne bak ve kuşları görmeye çalış. Havada dönüp duran rüzgarı düşün, kuşlarla rüzgarlar savaş mı ediyorlar? Bazen o fırtınalı günlerde izlerdim camdan dışarısını, insanlar zor durabiliyorken kuşlar gözüme hep çarpmıştır. Sert esen her rüzgarda kuşların ne yaptıklarını izledim. Rüzgara doğru uçuyorlar ve kendilerini rüzgara bırakıyorlar ve süzülüyor gibilerdi bir olabilmenin gösterisi dönüyordu sanki gözlerimin önünde.. Birbirleri için varolduklarının o kadar farkındaydılar ki onları izlemek bir şölen haline geliyordu benim için.. Küçük çocuğu affettin mi? Biraz gözlerinde canlanmaya başlamıştır, hatırlamak acı çektiriyorsa altında hazine vardır, pes etme .. yapman gereken bir şey var kendini affetmek ve gerçeklerinin doğrular oluşturmasına izin vermelisin. Buradaki gercekler yaşamış olduğun hayatını temsil ediyor. Yaşadıkların, bildiklerin, anların kadar gerçeklerinle doğrularını belirleyeceksin. Bildiklerin bencil olmanı, bilmediklerinin dikkatinde olman sana doğrular kapısını aralayacaktır. Kendi gözümden gördüğüm dünya sadece benim ve bir başkasının gözünden gördüğü dünya onun. Düşüncesini düşünmeyi başarabilen yaradılışım ve bu yüzden hayatımı inşa edebilirim. Seni böyle hevesli görmek mutlu edici ama birazdan karıştıracağız.  kuşlar, rüzgarla birse biz ayrı mıyız. Bak nasılda yüzüne tatlı tatlı vuruyor rüzgar, başkasının yüzünüde sert bir bıçak gibi kesiyor ama nasıl olacak. Az önce bir olmaktan bahsetmiştik. Yüzümde gülücükler açıyordu şimdi o rüzgar içimdeki hüzün olmuştu. Hayata karşı sihirli bir değneğim olsa diye düşündüm ama gerçeklerden bu kadar bahsediyorken bir yerlerde kıvılcımların var olduğundan da eminim. Yediğin yemeğim içerisinde et olmadığı için bir hüzün yaşıyorken, yediğin yemeğin yanındaki ekmeğin bile hayat kurtaracağını da dikkate almaktır. bir arkadaşınla konuşuyorken onunla ilgili düşüncelerin kötüyse bu hem onun kötü olabilme ihtimalini hemde senin kötü düşüncelere sahip olabilme ihtimalini ortaya atar. Birisi hakkında yorum yaparken kalbini dinliyor musun? Yoksa ezbere mi çıkıyor, ağzından çıkanı kulağın duymuyor ve sende her şey yolundaymış gibi davranmayı bir görevmişçesine yerine getiren insana dönüşebiliyorsun. Her tarafın boka batmış olabiliyor ama gerçeği görmeyi istediğin kadarda gözlerini kapatıyorsun. Eğer bir arkadaşın hakkında kötü düşüncelerin var ise düşüncelerini süzgeçten geçirmen ve kendi kalbinle arkadaşın arasında seçim yapman gerekecek. Herkes aynı olgunlukta olmayabilir ve bizim başkalarının hayatını baştan aşağı bilmemiz imkansız. Sana torpilim olsun bu bilgi. Emin olabileceğin tek şey düşüncelerinse, düşüncelerinide güzelleştirmek senin elinde.. Bu problemi atlattıktan sonra cümlelerini daha net belirlemelisin her şeyi bilerek ve gerçekliklerinden emin olarak sana iyi gelmeyen kişilerle hayat düzenini değiştirmen bu düşüncelerden kurtulmanı sağlayacak. Çünkü düşüncelerin senin her şeyin ve etrafında olanlardan ibarettir. Sürekli maruz kalırsan senin gerçeklerin haline gelecekler. Bunun içinde lehçeleri göz önüne alabilirsin. Ülkenin her yerinde farklı bir lehçe ile türkçe konuşabiliyorlar. Bunu sana uzun uzun anlatabilirdim ama birazda senin düşünmeni istiyorum. Çevrende ney olursa sen ona dönüşürsün ve bilmediğinin peşinden gitmeyen insanlar birer mahkum gibi farkında olmadan yaşarlar..  



Sarı taksilerden nefret ediyorum. Her taksiye binmek zorunda kaldığımda bu taksilerin günde ne kadar kişiyi ağırladığını, şoförün istanbulun akılalmaz trafiğinde nasıl bir sinir harbi geçirdiğini, yol boyu daha yeni tanışacağım biriyle dar bir alanda bulunmanın tedirginliği ve işin gerçeği kontrolde onun ellerindeymiş gibi görünüyor. Anlamıyorum ki almıyorlarda, yanlış bir tip gibi mi duruyorum? Ben görsem alırdım heralde kendimi hem uzağa gideceğim. Binmeden önce gurur duyuyorum kendimle taksinin kapısını o uzun yola giden müşteri gücüyle açacağım. Önce bir alaycı bakış sonra hafif bir yan gülümsemeyle uzatmadan gideceğim yeri söyleyip, taksicinin göstereceği içten sevinç hallerini göz temasıyla olmadı ellerinden, bunuda başaramıyorsam nefes alış verişinde ki değişiklikten bunu gözlemleyecektim. İstediğim etkiyi alırsam bir anda içim huzur dolacaktı, uzun yola gitmenin huzuru kime lazım tam tersi bir tepki de görebilirdim. Taksicinin nefesleri arasındaydı yolculuğumun huzurlu veya tedirgin geçme ihtimalleri. Bir anda bana döndü tabi abi dedi bir sigara yaktı, taksi durağını aradı ve gideceğimiz yeri sanki bir balık yakalamış gibi sevinen oltacı gibi alaycı bir tavırla söyledi. Ben iyice artık huzurlu hissediyordum kendimi, taksi beni kabul etmişti. Eski emekli öğretmen çıktı sohbetlerden sonra öğrendim bir o kadarda keyifli biriydi. Taksiye binmeden önceki düşüncelerim inerkenkilerle zıt kutuplar haline gelmişti. Hangisinde karar kılacağımı şaşırmıştım. En iyisi taksiyi düşünmemekti karmaşık duygular yaşadım böyle kalabilir. Ama bir şeyi unutuyordum yargılarımı bilinçaltımın dünyasına bırakmıştım. Günlerce evden cıkarılmamış bir köpeğin tuvaleti için dışarıya atlayarak zıplayarak çıkması, ne yapacağının bilinememesi gibi serbest bırakmıştım. Ona özgürlüğünü verirken kendi oluşumunu karanlığın içerisine gönderdim. Orada olanlarla hikayeyi kendisi tamamlasın istedim. Birazda kolaya kaçtım ön yargımın ne kadar insafsız olduğunu kendime itiraf etmeyecektim tabi. Arandıktan sonra haksız illa ki bulunur. Ön yargılarım o kadar ele geçirmişti ki beni kendi kurgularıyla bir durumla karşılaştığında aslan kesiliyor, bilmediği bir durum karşısında kayboluyordu. Evet tam olarak yaptığı buydu kaybolmak. Zihnimde onu artık bulamıyor ve kalabalık içerisinde annesinin elini bir anlığına kaybetmiş ve tekrar tuttuğu elin bir başkası olduğunu gören cocuğun kaybolduğunu hissetmesi kadar kayıptı. Bu ana kadar gösterdiğim bütün tepkilerin sahibiyken, yalnız kalmıştım. Anları hatırlayamaz karışık duygular içerisine girerdim. Cümlelerimin sonu hep bir duvar ile karşılaşırdı. Yargılamanın normalleştirilmesi şüphesiz ki yargılanmayı da öyle görecektir. Yargılarken,  kendi duvarlarımı ördüğümü fark etmiyordum. Anlam karmaşası içerisinde bıraktığım duygular birikerek kendilerine bir şekilde renk olabiliyorlardı. Fakat içimde hep bir eksiklik hissi oluşturuyordu.. Bunuda yeni öğrenmiştim eksik olduğumu hissediyorum. Hissedilen yalnızlık ve hissedilmekten kaçınılan bir yalnızlık olduğunu görebiliyordum. Hissedilmeyen bir yalnızlık yoktu benim gözümde çünkü, yalnızlık bir gerçektir bir başıma kaldığımda yalnızımdır ve kendi yalnızlığımı oluşturduğum müddetce bir bütüne ilişikmişim gibi hissdebiliyorum. Yalnızlığın insana kendini açan bir kapısının olduğunu düşünüyorum. Bazen yalnızlıktan kaçmak için nasıl zamanlar geçirdiğimi hala hatırlıyorum. Bıkmadan her seferinde yeniden tıklamıştım yalnızlığın kapısını. O zamanlar öğrenmiştim yargının ne demek olduğunu.  Sarıya neden bu kadar öfkelendiğimi merak ediyor oluşumda oldukça etkili bir farkındalığım olmuştu. 

Kendime duvar olan yollar birer anlam karmaşası içerisindeydi. Öğrenmeye başladığım kavramlar soru işaretlerime cevap oluyorlardı. Karmaşayı çözmeme yarayan yargılarımı öğrendiğimde onlarla bir bütün olduğumu fark ettim. Bu sayede onları yönlendirmem çok kolay hale gelmişti, eğer bir durum öncesi aklımdan geçen sözcüklere dikkat kesilirsem yargılarımla bütünlüğümü hissedebilir ve onları kendi dünyamda doğrulayabilirdim. Kendi hayatımı sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için gerekli koşullara uygun doğruluktan bahsediyorum. Evrensel bir doğru için yollarımızın hep başında kalakalacağız. Ön yargılarımla bu sayede tanışmıştım, artık biri hakkında bir ön yargıda bulunmam gereken anlar yaşarsam bu gözlenimlerimi dikkatlice dinleyeceğim ve bu sonuca nasıl karar verdiğini beynimde imgeleyerek onu gerçeğe teşrif ettireceğim. Öncelikle ona daha önce özgür bıraktığım duygulardan bahsetmem gerekecek. Bazen herkes biliyormuşta ben bilmiyormuşum gibi koca bir sırrın içerisinde olduğumu düşünüyorum. Bu cümlem bana içerisinde bulunduğum durumun bilinmezliğinden faydalandığım sürece bu sırrı lehime çevirebileceğimi gösterdi.  Artık zihnimle yavaş yavaş bir olmayı başarabiliyordum. Ön yargıyı bu süreçler içerisinde hakimiyetim altına alabilmiştim. İlk olacak her sonra ki adımımda anda varolan deneyimlerimi tecrübe haline getirebiliyordum. Bir sonra ki hareketlerimi çok öncesinden belirleyebiliyor ve ona andaymış gibi yönetebilmesini sağlıyordum. Yaşadığım andan tecrübelerimi oluşturabiliyordum artık elzem olan bu cümlenin anlamını da kavrayabilmiştim. Peşi sıra gelen bu bilinmezliğin çözümlenmesi dünyada istediğim her şeyi gerçekleştirmişim hazzıyla aynı keyfi veriyordu. Bilinmezliğin bilinirliği hep umut türetmeme tabi oluyordu. Her gün doğan güneş ile kuşların selamlaması eşliğinde başlanılan gün gibi. Kuşlar ve güneş hep oradaydı ama onları her sabah beni selamladıkları düşüncesi hiç yoktu. Bundan da ben sorumluyum dedim. Kendimi affediyorum, bilmeden yaptığım her şeyin bilmeme yardım etmek için olduğunu kabul ediyorum. Doğrumu hep bir bilinmezlik içerisinden seçecektim, zaten seçmemin gerek olmadığı durumlarda bilinmezlik olmayacaktı. Hayatımda bu kadar seçim yapmak durumunda kalmak beni tedirgin etmemeliydi. Gayette hayatımı kendi edinimlerim doğrultusunda istediğim şekilde yönlendirebilirdim. 

Yalnızlıkta biraz duracağım kendim için, kapıyı aralayıp korkmadan içeri girmek cesaret isteyen bir durumdur. İhtiyacım olan cesaret sadece bu cesaretti kapıdan içeri girmek oysa ben cesaret dediğimde aklıma sevdiğim bir kadınla tehlikeli bir yolculuğa evet demek, yüksek bir yerden atlamak, dünya turuna çıkmak, yada dilediğince her yerde dans edebilmek olduğunu düşünüyordum. İçimi rahatlatıyor bunu düşünmek daha hızlı motive edebiliyorum kendimi işte bu kadar kapıdan içeri girmeni sağlayacak cesaret yeterli olacak. Kendi yalnızlığıma ulaştığımda çok mutlu olmuştum ilk defa orada mutluluğu tattığımı hissettim ve mutluluk kavramımı da baştan düzenlemem gerekecekti. Yalnızlık öyle bir alırki seni içine eğer severse, kayboluşun içerisinde bilinçli olma haliyle baş başa kalırsın. Duyguları artık gerçek hissetmeye başlamıştım. Evet gerçek tamda bir çakmağı tuttuğumda ki gerçeklik gibi parmaklarımın ucunda olan telefon gibi gerçek hissediyordum. Daha önce böyle hissetmemiştim dediğim duygularım oldu. İlk okulda aşık olmuştum, sonra lise de devamı geldi ve her seferinde bir öncesi bir sonrasına daha önce hissetmemiştim duygusunu hissettirir bunları yaşadım. Bu devamlılığı olan bir hissetme değildi. Bir bütünün içerisinde olduğumu, bebeğin doğduğunda bilmeden sıkı sıkıya sarıldığı parmaktan emin olduğu kadar bilinmeyenin tamamını kaplayan yoğunlukta bir duygu.. Yalnızlık o kadar bir başına kalmışlıktır ki her ne kadar eğer yalnız kaldıktan sonra bunun kendi tercihin olduğunu savunsanda kendinde buna inanmazsın. Yalnızlık istenilen bir durumsa eğer zaten bilinmezliğin biliniyor oluşundan alınan deneyimlerle kendine olan yolculuğunu hiç bir kalabalık yalnızlığından edemez tamda bu duygu içerisindeydim. Ama yalnızlığın içerisine düşürdüğü durumlarında olduğunu biliyordum. Mesela yalnızsan her şey başına gelebilir kılınır, yalnızsan üzülenin az olur, yalnızsan ölüm bile soğuk gelir. Biri vefat ettiğinde ilk düşünülen çoluğu çocuğu anası babası olur allah sevdiklerine sabır versin denilir şimdi onlar ne yapacak acaba diye düşünülüp hüzünlenilir ama yalnızsan yalnız başınaydı zaten denir.  Yalnız yaşıyordu zaten rahmetli olursun. Artık ne kadar kalabalık olduğunu bağırmanında bir anlamı kalmamıştır. Bir yaşamı kendime bu şekilde giydiremiyordum. O yüzden yalnızlık son haykırış değil hep hayata sarılış motivasyonum olacaktı.   Bir çok şey öğrenmek için hayatımda deneyimlerimin olduğunu gördüm. Ne kadarda şey öğrenmiş olduğumu bilmediklerimi yanına koymadığımda dev gibi görünüyordu. Bu kadar şey biriktirdiysem ben yaşayacağımı yaşamışım, göreceğimi gördüm moduna girdim. İnsan sarrafı gibi ortalıklarda dolaşıyorum ama bir türlü kendimi ebedi bir mutluluğun içerisine atamıyorum. Ezberlediğim bir cümlem vardı. Eksik gibi hissediyorum. Her şeyi çok yaşadığımı, gördüğümü, bildiğimi sanarken hep bir şey eksik gibi hissediyorum. Bazen kafamda sonu gelmez soru işaretleriyle üzerime hücum ediyorlar bende aynı sertlikle onları geri gönderiyorum. Geri neresi bilgim yok bilinmezliğin içerisine atıyorum. Bilinmezliğin içinde bilinirlikten dolayı aldığım hazzın sonsuzluğu bilinmezlikle kendim besliyordum. Sonsuz bir döngüyü kurmuş gibiydim düşününce ne kadarda kendimle iftihar etsem az derim kendi kendime.. Bildiklerimin bende ki hali bir zaman sonra beni sanrı ile tanıştıracaktı. Bilinmeyeni unutup biliyorum dediğim her şeyin sonuna -sanrı etiketini basmak durumunda kalacaktım. İyi ki önceden cesareti biraz anlmaya çalışmıştık burda da lazım oldu. Cesaretliydim ve sanrılarımın bile benimle birlikte ne kadar gerçek olduklarını gördüm. Sanrılarımın her birini teker teker affetmiştim çünkü onları o hale getirende yine bendim ve onlar olduğu için gerçeğe biraz daha yakınım. Zamanın döngüsü rüzgar esintisi gibi güneş varsa tatlı, şimşek çakıyorsa ürkütücü duygular eşliğinde beni bir yolculuğa çıkartmış gibiydi.  Zamanın elle tutulamaz haliyle gerçeğe olan etkisine hep aşık kalacaktım. Zamana teslim olmam istendiğinde hiç bir zaman kendimi alamıyordum. Yeni öğrendiğim her beni güzel hissettiren duygu aşk gibi geliyordu. Herkesten ayrılan bir yanı vardı bilmiyorum gözlerimin bana hissettirdiği buydu, başkaydı herkesten.. İçimdeki kelebekleri hatırlıyorum her biri beni mutlu etmek için görünmeyen meleklerin uyandırdığı his gibiydi.. Onları hissedebiliyordum ama göremiyordum, onları hissettiğimde ise sadece aşk oluyordu.. 

Her sabah yataktan çıkmamı hızlandıran bir şeydi aşk. hala şey diyorum ama aşkta her bir şey gibi şey değil mi? kesinlikle şey ve hayatımın tam orta yerine oturdu. başka hiç bir duyguya kendi çıkarları doğrultusunda ilerlemezlerse izin vermiyor onun yerine öfkesini gönderiyordu.. Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey kendimi uyandırmadan uyanmayı başarabilsem onun adını sayıklarken kendimi yakalayacakmışım hissiyle gözlerimi açıyordum. Hipnoz bile diyemiyordum aşk için duyguların en karmşaık haliydi ve karşımda öylece duruyordu.  Hayat döngüm istediğim şekilde ilerliyor her sabah onu düşünerek uyanmak beni mutlu ediyor, tüm gün konuşuyoruz, devamlı yan yana olma isteğiyle yanıp kör oluyoruz. Her duygunun ilk kez hissediliyor olması karşısında nasıl davranmam gerektiğini bilmiyor oluş hallerimi düşündükçe tekrar tekrar canlandırmak için kendimle savaş veriyorum. Evet kendimle mutlu olduğumu büyük bir inançla söyleyebiliyordum. Kendimi fazla hissetmiş olmalıyım ki bir anda tüm kelebekler ömürlerini öyle bir ayarlamışlar ki en sonuncusu ölene kadar ilkinin yokluğunu farketmemişim bile. Bir gün uyandım ve nedensizce aklımda o yoktu. Başka şeylerle ilgilendim, hayatımda sohbet etmek zorunda olduğum biri varmış gibi hissediyordum ve bu durum beni rahatsız ediyordu. evet varlığından rahatsız hissediyordum. nasıl buralara kadar gelmişti bilmiyorum ama gelmişti. bilinmezliğin içerisinden yine öğrenmek zorundaydım. Nasıl mutlu hissederken hissettiğim duygular ilktiyse bu da anlam yükleyememenin bir hayal kırıklığı, bilinmeyen duyguların yoğun bir şekilde tüketilmesi sonucu oluşan tüketmişlik hissiyle var oluşuna hayranlıkla şahitlik ettiğim durumu yok saymak istiyordum. bir yandan garip gelsede bildiğim duygularla bu duruma tepkiler veriyordum. Kelebeklere canım sıkılmıştı. Mutluluğu haketmiyorum o yüzden gitti kelebekler diye düşündüm. o umrumda değil benim derdim kelebekler. kelebekler olsaydı onu hala sevebilirdim. sevgi böyle bir şey değil miydi? birine baktığımda içimde bir yaz esintisi hissi uyandırabiliyorsa onu seviyorum bu öğrenilmiş hayat hep böyle okumuştuk. Bilmediğim anlarda bilebildiklerimle yetiniyordum. Sevgiyi böyle hayatıma yerleştirmiştim. Sanrı etiketini bastım tabi. kelebeklerin durumuna o kadar çok kafayı takmıştım ki aşk diye bir şey kalmamıştı artık bende.. keyif vermiyordu bu duygular bana artık uyandığımda sayıklamayı bırak rüyamda görsem ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Üzüntüyü nasıl yaşanacağını hep görmüştüm ama ilk defa aşk üzüntüsü çekecektim. Üzüntü çekmem içinde üzülmemi isteyen birileri olması gerekiyordu elimle koymuş gibi diziyordum her şeyi. Ona umursamaz davranacağım zaten son zamanlarda telefonla kiminle konuştun, uyandın neden yazmadın durumlarıyla yaşadığım boğulma hissini neden yaşadığımı bilmeden tekrar tekrar yaşamak istemiyordum. Sonradan fark edecektim tabi boğulma hissini, kendime açıklayacaktım hiç şüphesiz. Şimdi bilmediğim üzüntüyü yaşamaya döneceğim. Elimde olan üzüntü örnekleriyle bir durum çıkarttım kendime ve benim için doğru olanı yapmaya elimden geldiğince özen gösteriyordum. Üzülüyorsam da hakkını vererek üzülmeliyim en derin en acılı olması gerekiyor. İyi davranırsa kötü davranmalıyım, kötü davranırsa arada dayanamam özlerim. Özlemek duygusunu biliyordum onun oraya yakışacağından emindim. Biriyle kavuşabilme ihtimalim varsa nasıl özleyebilirim? Tamamen kavuşamama hali olması gerekiyordu ki özlemimi de en tatmin edici şiddetle yaşayayım. Birisi her an görebilme çizgim içerisinde bulunuyorsa onu özleme ihtiyacı duymazdım.  Bu arada kendimi ayrılığın, üzüntünün, hüznün, kavuşamamanın ilk yarattığı bilinmeyenden öğrenme durumum beni esir etmişti. Bunu farketmem biraz zaman alacaktı. Bu karışım diyeceğim o kadar güzel bir acı haline geliyorduki kendimi ondan alamıyordum. Onunla bir döngü içerisinde bir ayrılıp, bir barışıyorken kendime yeni bir döngü inşa ettiğimi göremeyecek kadar kördüm. 

Aşk eskiyerek biten bir şey sandım. aşk istediğinde var olmaması gereken, istemediğinde ortaya her an çıkacakmış hissiyle yaşatan bir duyguydu benim için. onu yaşarken varlığı yok oluyordu. aşkı aşkın içerisindeyken hissetmek öyle hafife alınır bir bilinmeyenden öğrenilme durumu olmadı. Bir çok şey yaşamak zorunda kaldım ama en önemlisi ilk yaşadığıma geri dönerken huzurlu olabilmeyi sağlayabilmek oldu. aşkın varlığı hayatımda anlamlandırdığım yanı yine kendini var etmeden salıverdiğim duygular gibi karmaşık hale gelmişti. hayatımda bir döngü kurduğumu daha yeni fark etmiştim ki bir tane daha döngünün içerisine gözlerimi açtım. artık kıyaslama kendini en hissettirmediği yerde can bulacaktı. her gerçekleştirilen birliktelik bir sonrakinin kıyaslanır haline dönüşmüş olacaktı. Hayır bunu asla bilerek yapmıyordum sanki otomatik pilotun sesi haline dönüşüyorum ve kontrolü gerçek pilot devralıyor yeni öğrenilen bu hissi gözlerimin önünde sergiliyor. ne var ki bunu otomatik pilot halinde en iyi sonuçlarla yaşayabileceğimden emin olduğu ana kadar deneyimlerle zamanın karşı koyamadığım aşkıyla yeri geliyor kül oluyordum, yeri geliyor güneş.. Ama ne varki ne yukarıda olmak ne aşağıda olmak, ne gökyüzü olmak ne deniz olmak, ne güneş ne ay olmak tamamlayabiliyordu içimdeki eksiklik hissini. otomatik pilotun devre dışı bırakıldığı an farketmiştim o eşsiz anda var olma duygusunu. Kısa sürede kapının içerisinde kendime aydınlıklar bulabiliyordum. İnsanlığın ekonomiye oranla evrildiğini düşünüyorum. Ayak uydurmak zorunda bırakılıyoruz sonunda kafamızın çarpacağı bir şey olmasada öğrenilmiş çaresizlikle kalakalıyoruz. Etrafımda o kadar her şey para ile değerlendiriliyordu ki hayat amacının yerini para kazanmak almaya başlamıştı. Aşk işte burdada fısıldıyordu yine bana aşk parayla yaşanabilecek bir duygu diyor. param çoksa hep bir kalabalık içerisinde olacağım için bir kişinin o kalabalığa yeter durumunu görmezden geleceğim. Param yoksa bunun verdiği çaresizliği anlatamamayla ortaya çıkan öfkesini saçacağım.  (devamı gelecek)