Topsy Cinayete mi Kurban Gitti?


En parlak Yıldızın Sirius olduğunu biliyor muydun? Ona taptıklarını! Peki yaşam sırrının ne olduğunu buldun mu? Hep birlikte insanlığın ortak sırrının ne olduğunu öğreneceğiz. Ama son olarak Topsy kim biliyor musun? Aslında her şeyi en son ondan öğreneceğiz.

Evet Topsy ile tanışacağız yazımız ilerledikçe samimiyetimiz artarak ilerleyecek.. Topsy'nin sizi çok şaşırtacağına eminim. Bu yazıdaki insan oluşumuzun tüm süreci sizi oldukça çok hayretler içerisinde bırakacak. Hemen başlayacak olursak mesela evrenin en parlak yıldızının sırrını öğreneceğiz. İslam'da geçen Şira yıldızı olarak geçen çifte yıldızın birlikte geçirme süreleri 49 yıl, 9 aylık iken, bunun 49. ve 9. ayetlerde bahsediliyor olmasıyla arasındaki bağı inceleyeceğiz . Aynı zamanda da bunlara bakarken izmleri kısadan tanımlayıp sırrın anlamına, yani öleceksek neden yaşıyoruz sorusunu, ben kimim sorusuna verilecek cevaplar ile kafamızda tek bir soru işareti kalmadan cevaplamış olacağız. Bir astronotun uzaydan dünyaya bakarken gördükleriyle çevrili bir yazı olarak ele alınabilir. En son bakınca aslında hepsi biz dedirtebilecek bir pencere. Spesifik bir başlık olmasına özen göstermemeye çalışsam da konunun derinliğinden dolayı bu şekilde başlamak uygun geliyordu. Sirius yıldızını yani Kur-an da geçen adıyla Şira yıldızına biraz değinerek balıklama bir giriş yapabiliriz. Oyalanmayı herkes gibi ben de sevmiyorum.

Sirius yıldızı, gökyüzünün en parlak yıldızı aslında Akyıldız, Büyük Köpek Takımyıldızı’nda yer alan bahar ayında kuzey yarı küreden görülebilen gece gökyüzünün en parlak yıldızıdır. Türkçe’de Akyıldız ismiyle bilinir. Sirius-A ve Sirius-B olarak çifte yıldızlardır aslında. Kur'an-ı Kerim'de güneye düşene şi‘râ-yı Yemâniyye, kuzeye düşene şi‘râ-yı Şâmiyye denir. Bu konuda çok derine inmeyeceğim. Kısaca tüm bilgiyi vererek anlatmaya çalışacağım. Kur'an-ı Kerim'de Necm Suresi'nde 49. ve 9. ayette geçer, ve bu iki yıldızın birlikte vakit geçirme süresi 49 yıl 9 aydır. Grek Astronomisinde köpeğin boğazında bir ışık olarak gösterilmiştir Sirius yıldızı.. Bunu şu yüzden yazıyorum buna benzer logolar, ritüellerde görseller gözünüzde canlanacaktır. Biri ışığın en parlak halini temsil ediyorken bir diğeri karanlığı temsil etmektedir. Kabileler, o dönemdeki insanlar onlara taparlardı. Araplar içinde ona ilk tapanın Ebû Kebşe el-Huzâî olduğu söylenir. Eski Mısırlılar, Nil’in yıllık akış periyotlarını Sirius A yıldızının Memfis şehrinin doğu ufkundan sabah vakti doğmasına bakarak hesap ederlerdi. Hermes’e göre ayın doğuşu Koç (Hemel) burcunda şi‘rânın doğuşuna yakın olduğu takdirde o yılın ilk beş günü insanlar mutlu ve sağlıklı olur; ancak daha sonra hastalıklar geri döner; o yılda yöneticiler de sıkça iktidardan düşürülür. Kur'an-ı Kerim'de de 49. yılın 9. ayında olması bu tapındıklarının da kendinden olduğunu ifade eden bir çok ayet yer almaktadır. Hz. İbrâhim’in, Allah inancı konusunda kavmiyle tartışırken kendisini bir yıldıza tapıyormuş gibi gösterip onun batması üzerine, “Ben böyle batıp gidenleri sevmem” dediği bildirilmiştir. Modern astronominin temeli astronomik gözlemlerin yapıldığı Mezopotamya' da ilk uygarlıkların gelişimi ile bu uygarlıkların belirgin takımyıldızlarını (galaksideki yıldızların oluşturduğu desenler) kaydedilip isimlendirdiği M.Ö. 3000'li yıllara dayanır. Modern astronominin mucidi Sümerler olarak kabul edilir. Astronomi burada çok eski kaynaklardan bu bilgilerin geldiğini gösteriyor. Fakat buradaki amaç insanların gök cisimlerine olağan üstü özellikler atfetmeleri veya tapmaları gibi yanlış yollara düşmemeleri, yıldızların da batıp kaybolduğunu görmeleri gerektiği hususu ifade edilmeye çalışılmıştır. Konumuz o olsaydı dünyanın 6 gün üstünde çalışıldıktan sonra, 1(bir) gün dinlenip yaratılmasını anlatarak başlamamız bile yeterli gelmeyecekti. Böyle bir vaktimiz olmadığı içinde; 'Bir noktadan sonra, geri dönüş yok. İşte tam o noktadayız.' Franz Kafka'nın bu güzel sözü sayesiyle Oruc Auroba'nın Ol / An kitabından bir şiirinin bir kaç mısrasıyla Sirius yıldızını renklendirelim ; Burada


"Şimdi buradayım

biraz önce yoktum"

hiç

bir

şey

yok

Önce, oldu:

kıpırdandı

belirsiz -

bir şiddetli boşluktan

tatlı bir özleme doğru.


Belirsiz. Hayat sırrımızı biliyor muyuz? Geldik asıl meseleye. Hem herkesi ilgilendiren bir sır, hemde sadece kendimize ait olan sır var mıdır? Enerjimizi farkında olmadan nasıl harcıyoruz? Gerçeklik aldatabilir mi? Hayatın her parçasına nüfuz eden bilgiyle tanıştıkça görmeye başlayacağız. Aynı zamanda da bilginin nasıl her şeye sahip olduğunu yani tüm kapıların en son bir kapıya açıldığını hissedeceğiz. Maddecilik, özdekçilik veya materyalizm, her şeyin maddeden oluştuğunu ve bilinç de dahil olmak üzere bütün görüngülerin maddi etkileşimler sonucu oluştuğunu öne süren, a priori olan hiçbir metafiziksel kavramı kabul etmeyen felsefe kuramıdır. Yani aklın yetisininde maddeden geldiğini ön gören terimdir. Yazımızda aslında maddenin nasıl etkilendiğini çok rahat bir şekilde görmüş olacağız. Görüngü, duyularla algılanabilen bir şey haline gelme durumu. Ama duyularla algılamadan da nasıl bir etki altında kaldığımızı, veya duyularımızın yani işitme, koklama, dokunma ve tat alma organları aracılığıyla algılama yeteneğinin kontrol edilebildiğini görmüş olacağız. Empresyonizm yani izlenimcilik sanatı da aslında her şeyin nasıl farklı algılanabileceğini de yaşatmıştır. İnsan dediğimiz de doğaüstü hali yani maddenin zıttını da ele almamız gerekiyor. Aynı zamanda da materyalistliğin karşıtı idealistliktir. Materyalistler madde dünyasında yaşanmayan hiç bir şeyi gerçek saymadığı için üst akıl ve alt rahat ettiriciler mantığı gelişmiştir. Fikir gelişimi reddedilmektedir. Fikirler Üzerine Mitler - Myths about Ideas - Erhan Erkut videosuna internetten ulaşabilirsiniz. Yanlış bilinen doğruların mitlerle hayal gücümüzü bile etkilediği görülebilmektedir. Materyalizm derinliği için Thomas Hobbes'un İngiliz İç Savaşı sırasında (1642-1651) yazılmış olan Leviathan eseri araştırılabilinir. İnsanın kendini tanıma süreci madde dünyasından geçiyorsa maddenin zıttı olan nedir? Yani idealistlerin inandığı nedir? İşte bu görünenin zıttı ruh karşımıza Spirütüalizm olarak çıkmaktadır. Spirütüalizm kısaca ruh demektir. Ruhta kısaca madde olmayan tarafımızdır. Yani fizik haline gelmiş halimizin zıttıdır. İnsanın soyut kısmıdır. Spirütüalizmi Açacak olursak türkçeye yansıması tinselciliktir. Ruhbilim terimi; evrenin gerçeğinin tinsel nitelikte olduğunu, insanın ve öteki varlıkların gördüğümüz madde dünyasından ayrı ve bağımsız olarak bir ruhsal yapısının bulunduğunu söylemektedir. Felsefe terimi; gerçekliğin özünü tine bağlayan, her gerçek olanın tinsel olduğunu, özdeksel olanın yalnızca tinsel gerçekliğin bir yansıması, görünüşü olarak belirdiğini ya da bir tasarım olduğunu öne süren doğa ötesi görüş. Yani yaşadığımız hayatın ruhun yansıması olarak belirmesi durumu görüşü hakim bulunmaktadır.. Bu yazımız ile birlikte tine yani ruha dair daha elle tutulur bilgilere sahip olacağız. Gerçekliğin karıştırılabilir bir şey mi olup olmadığını göreceğiz. Tinde yine ruh demektir. Aynı zamanda da farkındalığımızın artacağı içerik paylaşımları yer alacak. İnsanın yaşam sırrı nedir? Bu yaşamda sır ne ile başlar, nereden başlar ve bunu görmenin kişiye göre nasıl farklılıklar gösterebildiğine dair yolculuklar gerçekleştireceğiz. Psikoloji de spirütüalizmi inceler. Bir ruh bilimidir. Madde ile bu doğaüstü görüşün birbirleri arasındaki uyum devamlı olarak insanlığı geliştirmektedir. Yazı boyunca bu durumları çok dallandırmadan üstünden geçerek, bazen insanların da nasıl kandırılabileceğini, karanlık taraflara nasıl çekilebileceğini, gerçek diye sarılı halin yanılsama olma ihtimali süzgeçlerini devreye sokacağız. Hatta yazı bittikten sonra okuyan kişi bir motivasyon denemesi yazabilecek düzeye bile gelecekken zaten bunu başaranlar bu denemeleri imgeleyebilme, ezoterizm gibi anlamlar yükleyerek başarılı olduğu herhangi bir uğraşında kullanabilmesi kolaylaşacaktır. Ezoterizm diyorum aslında, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, inisiyasyon yoluyla ehil olanlara öğretilmesidir. İnisiyasyon oldukça zorlu bir süreçtir, kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metotlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. Ezoterizm bir din veya bir inanç sistemi değildir. Çoğunlukla ezoterik yani ezoterizm ile ilgili veya ezoterizme dair şeklinde kullanılır. Sanat inisiyasyonu tüm evrende uygular hem de hiç bir zorluk göstermeden, 'Müzik evrenseldir' sözcüğü bile tek başına yeterlidir. Herkesin yaptığı madde dünyasında bu sanat olsun, ister bir meslek grubu olsun farkında olarak yada olmayarak yansıttığı sırrı vardır. Sırrını bilmeyen gizlemeyi de başaramayacaktır. İzmlerin üst, üste geldiğini görebilmek için dahi olmaya gerek yok. Bu üst, üste gelmeyi yapboz gibi düşünebilirsiniz. Üst, üste mükemmel bir uyum içerisinde geçip, en son hallerini alırlar. Daha sonrasında parçanın önemi yoktur, ortaya çıkan görüntü vardır. ''Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar.Kiminin ruhu, kiminin beyni ve birçoğunun bir kalbi yok.'' Check Palahniuk. Birbirimizi anlayabilmek için olabildiğince zıt örnekleri kullanmaya çalışacağım. Birlikle alakalı günümüzde rahatlıkla görebileceğimiz bir içeriğimiz var aslında. Düz ve yalın bir mantık kurulduğunda; yaşam içerisinde kendi gibi olmayan ile görülen karşı karşıya gelişleri inceleyebiliriz. LGBT topluluklarının aldığı tepkileri ve gösterdiği tepkiler ile tepkiyi gösterenlerinde hangi düşüncede olduklarını ayrıca ele alınıp incelenebilinirliğine bakalım. Burada tamamen anlatacağımız görünmeyen etkilerimizin bizi nasıl etkilediği olacak. Onun haricinde örnek taraflarıyla içselleştirme yapılmaması önemlilik arz eder. Farklı örneklerle de bu durumları tespit edeceğiz. Psikoloji bu durumu kişinin yaşamak istemediği bir şeyle karşılaştığında duyduğu öfke olarak da tanımlıyorsa bu durumun incelenebilinirliği açık demektir. Bu sayede hızlı bir giriş yapabiliyoruz. Şöyle ki, yüksek bir uçurumun kenarındasınız, aşağısı olabildiğince büyük ve sert kayalarla çevrili, düşerseniz öleceğinizden hiç şüpheniz yok. Veya aynısı yüksek bir yerden baktığınız dalgalı bir deniz içinde geçerli. Yaşadığımız duygu ve hal sanki kendimize hakim olamayacağız ve atlayacağız gibidir. O beyindeki atlama imgesi gerçeğe dönüşecek diye, düşünce süzgecimizden geçerken gerçeğe dönüşme olasılığı gözlerden giden sinyalle yüksek olarak anlaşılıyorsa o an için vücut 'ölümden kaçınma' yani ilkel beyinin ilk sabit düşüncesi, tehlikeye karşı alınan savunma, avcı genden gelen savunma iç güdüsü, bir çok şekilde düşünebileceğimiz bu duruma karşı oluşan tepkimeler vermektedir. (bu düşüncenin ninelerimizden, dedelerimizden çocukken belki duymuş olabileceğimiz kuyuya çok bakma içine çeker sözleriyle de ne kadar eski bir farkındalığı olduğu görülebilir.) Kişi düşüncesinde tehlikeli imgeleri sürdürmek yerine bunları bastırabilir baskı etkiyi oluşturduğu gibi geri çekiliriz veya dengemiz normalden daha zor kontrol edebileceğimiz bir hal alır. Heyecanlanırız, panik yapabiliriz, sanki kontrol edemediğimiz bir güç vardır içimizde ve aşağı atlayacaktır. Düşüncenin bizi nasıl yönlendirdiği çok net bir şekilde ortadadır. LGBT'ye olan düşüncelerde kişide tepkimeler verir. Bunun sonuçları öfke de olabilir. Öfke; engellenme, incinme, gözdağı vb. gibi bir durum karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlıktır. Tamamen nötr bir şekilde gözlemlediğimizde kendi düşüncesini engellemeye çalışan, gelen bu tepkiyle başkasının halini engellemeye çalışır. Bu engelleme ortaya öfke doğurur. Yanılsamayla birlikte bu duygular iç içe geçer. Ve sonuç olarak süper enerji bir şekilde ortaya çıkar. Ama her seferinde istediğimiz şekilde gerçekleşmez. Bu durumu Çağan Yüksel'den kısa bir şiirle daha hızlı detaylandırabiliriz; Bir Garip Elveda "Gel, gönlümden sana bir fincan kahve demleyeyim.

Sonra konuşalım ama öyle kısacık değil, uzun uzun…

Acıdan bahsedelim mesela…

Beni nasıl hiç terk etmediğinden bahsedelim…

Yıllar boyu tüm yalnızlığımla nasıl kanadığımdan bahsedelim.

Acının ortak dilini nasıl öğrendiğimden,

Bunu bana nasıl öğrettiğinden bahsedelim mesela…


Her şey döküldü kalemimdeki mürekkepten bembeyaz kâğıtlara...

Bu yüzden veda etme vaktinin geldiğini anladım artık…

Tüm şiirlerime...

Gözyaşlarıma...

Reçel kavanozlarıma...

Sigarama ve kahveme...

Yalnızlığıma...

Elveda...!" Bu duruma farklı örnekler verecek olursak, en yakın tarihte sevdiğiniz bir arkadaşınızla yan yana olduğunuz bir anı düşünün ve arkadaşınızın bu sefer anlattığı olay şöyle olsun; bir gece önce çok ağır bir böbrek sancısı geçirdiğini ve hastaneye gittiğinde acilen ameliyata alındığını neşterle neresinin kesildiğini elleriyle göstererek anlatsın. Bu durumu içselleştirmemiz ve aynı bölgede hissettiğimiz sızı gibi, aynı bölgede olmasa bile vücudun herhangi bir yerinde hissedilen gerginlik hali gibi veya ailenizden bir ferdin, yaptıkları trafik kazasında patlayan ön camdan gelen parçaların burnuna batıp kesmesi hatta kırılmış olan burnuna yapılan pansiyonda pamuğu sizin çekmek zorunda olduğunuzu düşünün. Şu an bulunduğum yerden siz herhangi bir yerde bu yazıyı otururken bile vücudunuzda belli etkileri görebiliyorsunuz. Burada da basitçe fizik gerçekleşiyor. Etki-tepki olayı, zorlarsak big bange kadar bile gidebiliriz. Ama gerçeği görmek için o kadar geriye gitmeye gerek kalmayacaktır. Big bang yani büyük patlama, evrenin en eski 13,8 milyar yıl önce tekillik noktası denilen bir noktadan itibaren genişlediğini varsayan evrenin evrimi kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik model demektir. Bu bilgi bu konu için yeterli gelecektir. Konumuza yani ruhu tanımaya dönecek olursak daha keskin ve hayatın içinden bir örnek ile devam edebiliriz. Sevilmek isteyen kişilere bakın, sevilmek istedikleri için kendilerini sevmeyen birini ararlar. Çünkü onun etkisi, tepkiyi kendini sevmeyen birini aramak ve kendini sevdirmeye inandırmak. Biri beni sevsin diyene de bakarsanız tüm hamleleri hep sevilmek ve insanları kırmaktan çekingen bir yapı da olabileceğini görebiliriz. Hepsi çekingen olmuyor diyebilirsiniz, ama gerçek duygusunu saklayabilmek için fazla etkin olması çekingen olmadığını ifade etmeyecektir. Ama zaten insan bilmelidir ki, bir arayış içerisinde olmak ve kendinden hariç dışarıda aramak ters bir tepkime sağlayacaktır. Aynı durum Tanrı'yı aramaya kalkışan insanların bilgi dolanıklığı içerisindeki halleri örnek olarak verilebilir. Kişi hayatında eksik olduğunu düşündüğü şeye sahip olduğunu kendinde bilmelidir. O duyguyu açığa çıkartmalıdır. Buradaki tek detay, madde dünyası ile doğa üstü düşünce, yani ruh burada çift taraflı kabul görmek isteyecektir. Yani düşünceleri yönlendirebilme enerjisi kişinin yaydığı enerjiyi etkiler. Bu enerjide maddesel dünyasına yansıyanları ona göre çevreler. Arayıştan vazgeçip yaşama nötr olarak yani dengede kalınması gerektiği yazı sonunda kesin olarak anlaşılacaktır. Dengenin madde boyutunda yansıyan bir çok karşılığı vardır. İnsanın kendi sırrına ulaşmaya çalışmasında öncelikli olarak fark ettiği budur. Denenen tüm yollar sonunda dengeyi hayata çekecektir veya o ince çizgi aşıldığında sarpmalar meydana gelip, madde dünyasında bir takım yaşantılar olarak yine kişiye yansıyacaktır. Bunları elimden geldiğince hayatın içindenmiş gibi anlatıyorum basit hale getirmek adına. Ama bu kesinlikle anlatılanların anlamlarını basitleştirmesin. Doğru değerde algılanabilmesi, okuyanın, kendi hayatını sanki başka birinin hayatıymış gibi inceleyip süzme yeteneğini kullanabilme haliyle eşdeğer olacaktır. Tek gerçeklik olarak sunulan her şey içerisinde, tüm gerçekleri barındırabildiği gibi kabul etmesi de gerekir. Daha basite inersek ayağa kalkıp gözlerinizi kapatıp 10'a kadar sayarsanız, bir yöne doğru hareket ettiğinizi göreceksiniz. Şimdi görmüş olduk ki beden hem negatif hem de pozitif olaylara tepki göstererek bir enerji açığa çıkartıyor. Enerjinin tarihine baktığımızda Tesla ile Edison çıkmaktadır. İkili arasındaki akım rekabetini incelediğimizde konuyu anlayacağız. Artık sona yaklaşıyoruz. Gelelim elektriğin iki büyük mucidine, Edison'un doğru akımı; Doğru elektrik yüksek potansiyelden alçak olana doğru sabit olarak akmasıdır. Tipik olarak kablo gibi bir iletkenden ve yalıtkanlardan akabilir. Doğru akımda, elektrik yüklerinin aynı yönde akışı, doğru akımı alternatif akımdan ayırır. Tesla'nın alternatif akımı ise düz bir doğrulukta akan bu enerji yerine dalgalar halini ele almıştır ve en çok kullanılan dalga türü sinüs dalgasıdır. Fakat Edison'un doğru akımı ihtiyaç olan elektriği üretebilmek için geride kalmış, hem maliyet, hem belli mesafesinden dolayı evrim geçirmek durumunda kalmıştır. Tesla'nın alternatif akımını üretebilmek için var olanı nasıl ele aldığını görmüş oluyoruz. Edison kazancı ve sadece mutlak doğruluk olarak gördüğü kendi akımını kanıtlamak için Tesla'nın alternatif akımına suçlamalar da bulunmuştur. Çünkü bu enerjiler fark edildikçe bir başka enerjinin ortaya çıkması olasılık haline zaten gelmektedir. Bu durumun Edison tarafından kabul görmemesi o dönemin ikilisi arasında sorunlar yaşamasına sebep oldu. Mevcut hayatımızda her iki akımda yer almaktadır ama şuan evimizde işimizde kullandığımız alternatif akım sayesindedir. Doğru akım da piller ve farklı bir kaç yönden hala hayatımızdadır. Şimdi diyorsunuz ki bunları neden anlatıyorsun, niye bilmemiz gerekiyor bunları ? Bunların hepsi aslında Topsy içindi. Topsy'de bize tanıştıktan sonra bizi severse hayatla ilgili geri kalan tüm sırları verecek. Topsy benim fil arkadaşım. Evet bu biraz garip oldu biliyorum ama buraya kadar geldiğin için atık sende onun bir arkadaşı sayılırsın. Burnunu uzatıp size yaklaştırırsa korkmayın, kalbinizi çok rahat görebiliyor. Size selam verecektir, yani koklayabilir. Çok dramatize etmediğim bir yazı olduğu için hemen Topsy'nin hayatını nasıl sürdürdüğünü size anlatmak istiyorum. Yaşam mücadelesi onuda sarmış. Topsy bir fil olmasına rağmen bir işi var, sirklerde çalışmak. Gelen insanları eğlendirmek. Bundan pek memnun olduğunu sanmıyorum. Yıllardır sirklerde emeği var. Ama şimdi buraya kadar sürüklediğimiz konuları bitirelim ve Topsy'den hayat sırrımızı öğrenmek için yeniden buluşalım. Şimdi konumuza dönecek olursak;

'Eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek, niçin bu noktaya kadar geldik?' Hume Tesla ve Edison

Tekrar LGBT mevzusuna yani keskin zıtlığa geri döndüğümüzde, genel olarak öğrendiğimiz bir şeyde sadece öğrendiğimiz düşüncemizde kalmaz, yeni öğrenilen şeyle yeni olasılıklar, yeni tezahürler beyinde gerçekleşir. Kısaca, ha, bu böyle oluyormuş hali. Kişi bu durumu düşüncelerinde kendine yansıtmadan ayıklayamadığında tepki aslında uçurumun kenarından uzaklaşmakla aynı oluyor. Koşul itibari ile bu şiddetli duygu öfkeye dönüşüyor. Burada kişi sadece kendisi yaşamaktan korktuğu için öfkeleniyor hali yeterli gelmezse, ileride bu durumun çarpıklık yaratacağı düşüncesiyle karışımın, bulaşmanın, birbirine ne kadar bağlantılı olduğuna dair olan bilgisinden yola çıkarak bunu gerçekleştirdiğini rahatlıkla görebiliyoruz.. Fakat durum net bir şekilde açıktır ki bu tercihler kişilik yapısını etkilememektedir. Yani bir kişi kötü kalbe sahipse camii hocası olsa da bunu gerçekleştirebiliyor, LGBT bireyi olsa da bunu sağlıyor, dünyanın en zengini olsa da kötülük yapabiliyor. Bu düşünceyi nötr kalabilmemiz için konunun içerisinde net bir şekilde ele almalıyız. Geri kalan tüm etki-tepki olayları gerçeğe dönüşüyor. Ama yalnızca etki-tepkiyi yaşamaktan ibaret olduğumuz için bireyin kendisini ele aldığımızda tepki - etki olarak yansıyor. Olasılığın düşünülmesine engel oluyorsak yani sadece zihnimizde geçen bir gerçeklikten korkarak yarım bırakıyorsak devamlı o tepkime halinde kalıyoruz. Zeigarnik etkisi bu konuda araştırılabilinir. (Zeigarnik etkisi; kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş-kesilmiş şeyleri, tamamlananlara göre daha kolaylıkla hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavram. Sovyet psikolog ve psikiyatr Bluma Zeigarnik tarafından bir restoranda yapılan gözlem sonucu bulunmuştur) veya her seferinde içselleştirilerek kendi düşüncesi gibi gerçeğe dönüştürmek yine sır olana aykırı olduğu için tepkime yanlış oluyor etkisi de ona göre gerçekleşiyor. Sırrın ne olduğunu birazdan daha net kavrayacağız. Bu durumun sosyal medya mecralarında enerji veya diğer spiritüel açıklamalarla ele alanlar yada son hali, mevcut yaşantıyı değişmez olarak gören sayfalarda bir sihir gibi anlatıldığını görebiliriz. ''Eğer Tanrı hem güçlü hem de kötülüğü ortadan kaldırmak niyetinde ise bunca kötülük nasıl var oldu.'' Hume.

Ortaya çıkan bu etki ve tepkimeler sonucu (birbirini etkileme veya tepki oluşturma hali farklılıkları) temelinde evrenin nasılda bir olduğu düşüncesiyle enerji olarak örtüşmektedir. Bizim görmediğimiz kısımlar kendi isteklerimiz doğrultusunda ilerlemesinde inat etme halimizden gelmektedir. Görüyoruz ki kişi ya yarım bırakıyor o duyguya hapsoluyor veya kendi olmayan bir var olanı içselleştirdiğinden iki ruhun farklılığı durumları yaşanıyor veya yaşadığı tepkimeleri sorgulamadan tek gerçeklik olarak ele alıyor. Kendi var oluşumumuzu yaratmamız için dönen ihtimalleri, idrak halimizden dolayı her kişide farklı fenomeni gerçekleştirdiğini görebiliyoruz. Aynı tepkimeyi özellikle sanatta görebilmemiz mevcut. Filmlerde karakteri içselleştirebilmemiz için belirli teknikler uygulanıyor. Bir çok baktığımız eski ressamlar Picasso gibi, aynada baktığımız yansımamız gibi çizmek yerine materyalizmde imkansız olan kendi gözünüzden kendinizi görebilme halini tasavvur ederek çizimler gerçekleştirmiş ve büyük kitlelere ulaşmışlardır. Hatta hala çözülemeyen, içerisinde ezoterizmi güçlü bir şekilde barındıran tablolar mevcuttur. Mano Lisa (Leonardo Da Vinci-1797), Ademin Yaratılışı (Michelangelo-1511) örneklerden bir kaçıdır. İnsanlık sürekli birbirine bir şey anlatmaya çalışır gibi görünür. Bu cümlenin karşılığı bir film izlemek isterseniz, Kehanet (2009) Knowing filmini önerebilirim.


Bu etki, tepkimeler hayatımızda negatif veya pozitif halinde dolu bir enerji olarak ortaya çıkar. Açığa çıkan bu enerji siyahın içinden ayrılan beyaz gibidir. Artık kendisini görebilir ama kendini tanıyamadığı, tanımak istemediği var oluşunun bunların hepsini karşılayamamasından sebep yin ve yang oluşur. Zaten bilincin ilk yolculuğuna baktığımızda 'iyi' ve 'kötü'nün kavranması idrak edilir. Olasılıklar havuzunda yüzmeye benzeyen düşüncelerin vücuda yansıttığı tepkileri öğrendiğimizde hayattan alacağımız etkiler değişecektir. Bunu da zaten tüm dinlerde nefs olarak görmekteyiz. Tanınması gereken, tekamülün gerçekleştiği hal. Bu konular tabi ki oldukça derin, Bu hal ve durumları açıklayabilmek adına bambaşka yazılar yazmak gerekir. Ama Topsy bizi bekliyor. Son olarak net bir şekilde gördüğümüz o zaman herkes ayrı ve farklı algısı çıksa dahi yine kendini görme ve tanıma diye düşünüldüğünde, örneğin, telefonun ön ve arka kamerasından kendinizi çektiğinizde alışık olduğunuz aynadaki yansımanız olduğu için kendi gözünüzdenmiş gibi çeken merceklerde bu ben miyim diye alınan tepkileri görebiliriz. Aslında hiç bir fark yoktur sadece beyin alışık olduğu taraftan bakmak yerine farklı baktığı için alışması zaman alacaktır. Bunun üzerine sürekli denemeler yaptığınızda üstesinden hızlıca gelinebildiği görülür. Verdiğimiz tepkileri aynada olan görüntülerimiz gibi ters hale getirebilecekleri de savunulur. Aynalarla ilgili gelen kötü mitlerin sebepleri budur. Mirrors(Aynalar) filmi bu konu için izlenebilinir. Konu aslında aynanın duygu-durum bozukluğuna yol açabilme yeteneğinden dolayıdır. Konumuza geldiğimizde de işte bu düşüncelerin birbiri ile olan ilişkisi süper enerji mantığını yansıtmaktadır. Öncelik veya sonralık mevzusuna girmeyeceğim. Topluluk olarak yapılan sporlara baktığınızda, arkadaşınızla ortak bir konuda aynı düşünceleri beyninizden geçirip eğlendiğinizde ve bunun sürdürülebilirliği uzadıkça alınan enerjinin yüksekliği kendi kendini yansıtan ve kendinden enerjiyi sürdürebilir hale getirmesi olarak da görülebilir. Enerji daha etkili ve daha uzun hale gelir. Bu enerjiye aura olarak sahip olmak gerekir. Aksi halde bu yüksek enerjiler hep yanlış yerlerde kullanılır. Bu frekanslarda bulunamayanlar çevreledikleri enerjilerini de okumakta zorluk çekeceklerdir. Yani, petrol gibi bir ham maddeyi alıp işleyip ihtiyacın olan şekle çevirmek yerine, güneşi tanıdıkça ondan gelen enerjiyi yani ışığı direk akıma çevirmesidir, geleni tanıyıp, bilip kullanmaktır. Ama kişi kendine o enerjinin nereden geldiğini göremezse, sürekli olarak yetersiz kalabilir veya yapmak istediğinin tam zıttı bir konumda bulunabilir. Olması gereken her şey olacak bırak sen kendini tanı, neyin var olabileceğini gör, her şeye sahip olduğunu bil ve enerjini nasıl kullanman gerektiğini kendine göre öğren mantığı işlemektedir. Kar tanelerinin benzeşmediği ama hepsinin kar oldukları gibi. Bir çok kısa doktrinden bile söz edebiliriz. Yaşananlar farklı, anlamlar aynı. Tüm kapılar bir kapıya çıkıyor, gibi gibi... Yaşamda fark edilen tüm enerjiler bir şekilde hayatımızda yer edinmektedir. Her biri yaşamın bir parçasıdır. Bilinç düzeyi arttıkça da sıçramalar gerçekleşmektedir. Elon Musk'ın, podcastlerini izleyebilirsiniz. Bir konuşmasında, sosyal medyada ki çoğu kişinin aslında mutsuz olduğunu, bunu yansıtmak yerine farklı göründüğünü, kendine böyle bir gerçeklik inşa ettiğini, ve bunu kendisi izlenimlediğinde kendisininde mutsuz olduğunu söylüyor. Enerjisini doğru yönde kullanamayan bu kişilerin enerjilerinin emileceğini dile getiriyor. Ayrıca biliyorsunuz Elon'da trafikte çok zaman kaybetmesinden dolayı The Boring Campany şirketini kurdu. Türkçesi malumunuz sıkıcı şirket demek. Çünkü yaptığı aslında çok zaman öncesinde bulunmuş bir durumdu. Bir maddenin başka bir madde arasında kurduğu ve bu yolculuğu doğa kanunlarıyla işleme alarak, en yüksek hıza ulaşmayı hedeflemek düşüncesinden dolayı kendisine yavan geldiği için muhakkak bu ismi tercih etmiştir. Yaptığı yalnızca 2 belirli yer seçmektir.


Bildiğimizi bildiklerimiz, bilmediğimizi bildiklerimiz ve bilmediğimizi bilmediklerimiz vardır. Tasavvufun bu yönde anlatıları çoktur. Ama yanı zamanda da en büyük gerçeklik sapmaları da bu haller içerisindeyken yapılmaktadır. İnsanın dengeyi bulma yolculuğunda testler gerçekleştirdiği haldedir. ”Eğer bilmediklerim ayağımın altında olsaydı, başım göğün en yüksek katına değerdi.” İmam-ı Azam Bu bilgiler düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Her şey içine girdikten sonra gerçektir hissiyatı aynı zaman da bir bomba niteliğine de dönüşebilmektedir. Christopher Nolan'ın TeneT filmini izlediyseniz orada 'biz, bomba patlamadan önce farkına varanlarız' tarzında sözleri vardır. Nazi belgesellerinde Almanların, hem İngiliz uçaklarını kendi uçaklarından ayırt etmek için hem de ingilizlerin saldırılarından önceden haberdar olmak adına bir sistemleri vardı. Holocaust için radar görevi gören insanlar. Fakat bu radar görevi yapan kişiler, belli bir algoritması olmamasına karşın, belli bir yere kadar başarı düzeyini yükseltenler, yanlarında sürekli birlikte olup gösterdikleri kişilerin daha hızlı anlamalarını sağlanıyordu. Bu oldukça zordu ve açıkçası herkes yapamıyordu. Öğrenen kişilere nasıl hızlı bir şekilde öğrendikleri sorulduğunda , bunu bilmediklerini söylemişlerdir. Bu konuyu bu kadar basit anlatmamın sebebi yine Budha'nın 8 öğretisi, evrenin 8 boyutunu açıklamakla daha derin hallere sürükleyebilir, tasavvufun 15 hal ve makamına değinebilirdik. Ama bu durum bizi konumuzdan saptıracaktır. Ama yinede bu görünmez bilginin nasıl bir enerji yaydığı ortadadır. Orada bir olayın içine girilmesiyle, bilginin nasıl sürdürülebilirliği durumu mevcuttur. Ama asker o gerçekliğe adım attığında artık ölüme karşı ölüm savaşmaktadır ve kazanan yine ölüm olur. Bunu şu şekilde irdelersek Schrödinger’in kedisini bilmeyeler olabilir. Kuantum fiziği üzerine yapılmış bir düşünce deneyidir. Üzerine çok fazla tartışma yapılmıştır. Şimdi kısaca bahsedeceğim; 'Schrödinger’in kedisi; bir kedi, küçük bir şişe zehir ve radyoaktif bir kaynakla kapalı bir kutuya bırakılıyor. Eğer içerideki monitör radyoaktifliği algılarsa (azalmakta olan tek atom) küçük şişe kırılır, zehir kediyi öldürür. Bir süre sonra kuantum mekaniğin Copenhagen anlamdırması kedinin bir dalga fonksiyonu olduğunu anlık olarak hayatta veya ölü olma ihtimalini vurgular. Kutuya bir kez bakıldığında kedi canlı veya ölü olabilir, ikisi birden olamaz.Savaşın kazanına verilen ödül hayatıysa onun ne kadar değerli olduğunu görmek isteyecektir.'' ama aynı zamanda görüldüğü gibi ölüm kaçınılmaz son haline savaşlarla getirilebilir. Şu ifade ile daha iyi anlaşılacaktır. Bir parfümün tarihini de detaylı araştırmak, bilmekte sizi aynı sonuca götürecektir. Fakat yolculuk amaçları bambaşkadır. Parfüm kokularında yine özde bir şeye hitap ettiğini, belirli duyguları hareketlendirdiğini öğrenen kişilerin o mantığı geliştirdiği bir yolculuk sürdürülmektedir. En başında güzel bir koku olarak başlayan yolculuk, artık duyularımıza yön verdiği tespit edilmiştir. Koku: Bir Katilin Hikayesi 'de bu konu üzerine izlenebilecek bir filmdir. Üretmesi gereken enerji belki de o yolculukta olması gerektiğidir. Tıpkı evimizde kullandığımız elektriğin tüm hayatımızı kolaylaştırması ama belirli voltajdan sonra insanı dokunmaya kalkışırsa öldürebileceği gerçeği gibi. Bazı gerçeklerle iç içe yaşarız, ve kendimize itiraf ettiklerimizin bizim kontrolümüzü arttırdıkları görülür. Bu şekilde gerçeklik algısına girilen kişi çözülebilir. Gerçekliğinin değişmesine izin veriyorsun ve artık o şey senin gerçeğin halini alıyor. Tıpkı kimi insanların yüksekte olabildiğine özgürce hareketler yapıp, bir diğerinin bakmaya bile cesaret edememesi gibi. İki yansıma içinde gerçeklik algısı bambaşka seyredebilir. Burada cesaretli olanda gereksiz yerlerde alacağı fevri kararlar ile bu potansiyeline zarar verilebilir. İkisinin ayrı durumlar olduğunu kavramakta önemlidir. Korkularımızın üzerine doğru şekilde gittikçe de gerçeklik gerçekliğimize bürünmemiz kolaylaşacaktır. Bu tip durumlar kişinin aurasını oluşturur veya onları zedeler. Aura, paranormal veya tinsel anlamda kullanılan bir terim olup, canlıların bedenlerinden yayıldığı varsayılan ışınımla oluşan ve gitgide yayılan tesir kuşakları tarzında kendini gösterdiği iddia edilen elektromanyetik alana verilen addır. Yarım bıraktığımız sır konusuna değinelim ve Ruha iyice yaklaşmış olalım. Herkesin kendi var oluşu aslında Sırdan gelir. Bu konu mistisizme kadar gider. Sırla ilgili dinler olsun, gelişim olsun, ritüeller olsun karşınıza çıkacak hikmetleri, halleri, yarattıkları durumlarla ilgili bilgilere sürekli rast geliyorsunuzdur. Arapça srr 'dan gelen, göbek deliği, bir şeyin en iç ya da orta kısmı yani ruh olarak da tanımlanmaktadır. Kendi içinizdeki kendinize sinir sisteminden aldığı bilgiler ile verdiği tepkilerin ortak adıdır sır. Kendi sesinizin ne olduğunu görebilme cesaretidir. Düşüncenin ne olduğu fark edilip ruh ile beden geliştirilir. Fakat Arthur Schopenhauer'de İnsan İradesinin Hürriyeti Üstüne adlı kitabında hatırladığım kadarıyla dediği gibi, 'cenazesi olan yan komşuya taziye ziyaretine gidildiğinde, gözden akan yaşımızın sebeplerinden biri; içten içe kendi başımıza gelmemiş olmasından dolayı kirli gülümsemeyi gizlemek olacaktır. ''

Tarihe baktığımız zaman yine bazı kralların güçleri sayesinde ajanlarından aldığı bilgiyi sanki mistik yolla öğrendiğini inandırdığı durumlar yaşanmıştır. Hem gizlilik sağlanıyor hem de bir güç olarak bu kullanılabiliyordu. İnsanlarda görmüş olduğumuz durumdur ki auraları sarsılmaması için bir şey ortaya atan kişi onu sürdürebilme telaşı içerisine girer. Gücünü ondan aldığı izlenimine kapılırsa bu durumu ısrarla devam ettirebilir. Aynı zamanda az öncede bahsettiğimiz Edison ve Tesla'ya baktığımızda yeni ile eskinin arasının zaman içerisinde kapandığını görebilirsiniz. Burada da katman halinin nasıl işlediğini hissedebiliriz. Kimi gerçekler mecbur bırakılmışcasına devam ettirilirken, kimileri bir tanışma evresinden sonra kendinden sebep oluşuma evrilme sürecini yaşar. Tesla'nın gerçekleştirdiği de bir irade durumuna örnektir. İrade için size küçük hatta okuması 1 saatinizi alacak bir kitap söyleyeceğim. ''Mücadele etmeden mutlu olunmaz, her mutluluk az çok bir çaba ister.'' Jules Payot, İrade Terbiyesi - 1895

Eğer siz kendinizi bilmezseniz tüm gerçeklik alemlerine sürüklenebilirsiniz. Inception(Başlangıç) yine bu izlenimi konu alan sürükleyici bir filmdir. Uyanış kendi içimizde gerçekleşmektedir. Herkesin yaşamış olduğu, farkındalığını arttırdıkça ortaya çıkan enerjilere şahit olmuşluğu vardır. world wide webte de olduğu gibi www olarak hayatımıza giren teknoloji diye düşünebiliriz. Daha basitleştirirsek bir mekanda birine baktığımızda veya başka bir yöne bakan biri ile göz göze gelmek istediğimizde, bunun zaman, zaman gerçekleşmesi gibi. Bu duruma hemen aşkmış gibi anlamlar yükleyeni de görebilmekteyiz. Hatta bununla ilgili ne anılarımız bile vardır. Ama yüksek çoğunluğu hüsranla biter. Materyalizmin savunduğu metafiziği hiç bir şekilde kabul etmeyen tutumunun sebeplerinden biridir. Bu tarz şeyler rastgele gerçekleşmektedir. Olması gereken olasılıklardan biri gerçekleşmiştir. Doğaüstü izlenimleri olanlar ise bu durumu aslında ruhun bir yeteneğiyle tanışma olarak ele alabilirler. Yaşadıklarıyla kendini tanımlamış ve verdiği kararlarda artık ne istediğini bilerek hareket ettiğini hisseder. Beyine konfor alanı oluşturma şansı verilmemelidir. İşte burada da her şeyde olduğu gibi denge ortaya çıktığı için psikoloji, insan soyu tükenmedikçe hayatımızda yer alacaktır. Geçmiş, geleceğe din hazırlamakla meşguldü diyerek, gerçeklik o kadar el değiştirebilir ki en sonunda Lev Nikolayeviç Tolstoy'un İvan İlyiç'in Ölümü kitabından bir kaç cümleyle ancak açıklanabilir, ''Ya gerçekten bütün hayatım yanlışsa?'' “Nasılsa hepimiz öleceğiz. Elimiz ayağımız tutarken niye çalışmayalım?”, ''Yaşadığın ve yaşamakta olduğun her şey yalan. Senden hayatı da ölümü de gizleyen koca bir yalanı yaşadın sen.'' Bu davranışların ardındaki enerji incelenebilir mi? Kesinlikle. Daha ileri bilinç halinden ortaya çıkan düşünce de diyebiliriz ama orada atomlarımızın boşluk hali söz konusudur. Yine bir örnek; Evinize hep gittiğiniz yoldan başka bir kestirme yol daha bulduğunuzda bu durum diğer yolun yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Yine kişinin kendi belirleyeceği unsurlar bilinçli veya bilinçsiz olarak tüm düşüncelerini ve aynı zamanda hayatını etkilemektedir ve bununla ortaya çıkan bir bilinç hali vardır. Ama yolu hangi duyguyla kat ettiğiniz evdeki huzurunuzu belirleyecektir. Gökyüzüne yükseldikçe tüm seslerin bir armoni oluşturması gibi.. Bazı kavramların anlaşılabilmesi için bir çok bilginin iç içe geçmesi gerekiyor ama gördüğünüz üzere kendi gerçekliğinizin ne olduğunu bilirseniz, yansıtacağınız enerji şu sözle anlam bulacaktır; “Kimseye kirli ayaklarıyla beyninizde gezme fırsatı vermeyin.” Gandhi. Topsy'e geçmeden önce son bir film önermek istiyorum. Filmden biraz bahsedecek olursak yaşlı bir adamın elektrik verilerek idam edildiğini görürüz. Gerçek hikayesini size söyleyeceğim orada canlandırılan aslında elektrikli sandalye ile idam edilen en genç insan George Stinney Jr.’ı canlandırmaktadır. 14 yaşında yüzünde bir maske takılarak suçsuz yere elektrikli sandalye ile idam edilen, hatta kayıtlarda 2400 volt elektrik verildiğinde Stinney'nin yüzünden maskesi düşmüştü. İzleyenler gördükleri karşısında büyük şok yaşamışlar uzun süre etkisinde kalmışlardı. Daha sonra 2 defa daha elektrik verilen Stinney 14 yaşında ölmüştü. 70 yıl sonra bu kararın hatalı olduğu açıklandı ve Stinney'n suçsuz olduğu açıklandı. Bu hikayeyi romanlaştıran Stephan King - Yeşil Yol kitabından uyarlanan filmi izlemenizi tavsiye ederim.


Gelelim Topsy'e. Oldukça iri vücuda sahip, büyük, büyük kulakları olan, su içmek, yemek, yemek hatta tüm hayat sürecini idame ettirebilmesi için kullandığı bir de burnu var. Toplarla oyun oynayabilmesi, belli bir yüksekliğin üzerinden atlayabilmesi beklenemez, ateş bize zarar verdiği gibi ona da zarar verebilir. Bilinçsizce yapılan içselleştirmeyi bilinçli bir şekilde yaparak bir fili kendimle içselleştirdim. Çünkü Topsy bir insan gibi idam edildi. Evet, fil mahkemeden çıkan kararla ölmesi gerektiği söylendi. Bunu ona nasıl anlattıklarını bilmiyorum. Aralarından bir tanesi bile Topsy'nin gözlerine bakamadığı için onun gözlerini bağladıklarını da biliyorum. Bu yazının getireceği yer tam da burasıydı. Bu hale istediğiniz anlamı yükleyebilirsiniz ama şundan o kadar çok eminim ki orada bulunan insanların hiç biri filin gözlerini fili düşündükleri için örtmemişti. Eğer gerçekten düşünüyor olsaydılar, ne yaptıklarının farkına varırlardı.

Topsy yani fil nasıl idam cezası aldı merak ediyorsunuz değil mi? Sirklerde uzun senelerce emek veren o koca adam ekmeği, suyu önüne geliyorken, insanları eğlendirmek olan işini yerine getiriyorken vahşilik yapıyor. Yaşlandıkça huysuzlanıyor tabi. 3 tane bakıcısını öldürüyor. Dönemin meşhur yasaları ile Topsy idama mahkum ediliyor. Büyük bir topluluk önünde asılarak idam edilmesine karar verilmişken, koca adam olduğu için bir öneri sunuluyor. Önerinin öncesinde hayvan hakları savunucuları o zaman da varlar asılarak idam edilmesin diye kararın değiştirilmesine yönelik çabaları mevcut. Tabi bu çabayı asılmaktan, elektriğe çevrilmiş olması sebebiyle yorumlamadan sizin adaletinize bırakıyorum. Sonuç olarak Edison'un alternatif akımın tehlikesini gösterebilmek için rekabet hırsıyla alternatif akımının ABD öncüsü George Westinghouse karşı bu kararı aldırıyordu. Topsy hakkındaki asılarak idam kararı, elektrik vererek öldürelim bu sayede evimize ne tehlikeler aldığımız görülsün diye çevrilmiş oluyor. İnanır mısınız kabul ediyor insanlar bu kararı. Topsy, New York şehrinin Coney Adası'nda 4 Ocak 1903 günü 6600 volt elektrikle idam ediliyor. Evet fil yani Topsy ölüyor. Hepimizin ortak sırrı insan olduğumuz gerçeğiydi. Birbirimizden utanırcasına saklar gibi kullandığımız, biliyoruz diye olabildiğine derinliklere gömdüğümüz unuttuğumuz sırrımız. Üstüne üstlük sadece kendimizden sebep değil, büyük bir uğraşla saptırılıyoruz. Sanki tüm bu dolanan bilgilerle insanlık dışı olan her şey için bir bahanen oluyor. Tozlu sandıkların en dibinden, yüreğimiz parçalanır diye çekip çıkartmaya korktuğumuz insanlığımız. Topsy ölmeden önce gerçek olduğunu kanıtlıyor. Topsy'nin elektrik verildiği ana ait videoları var, izlerken Topsy'nin devrildiği anda altında kalıyorum, o büyük cüssesine rağmen canımı hiç acıtmıyor. Bu yazının tirajı için hikayenin gerçek olmasına gerek yoktu. Ama hepsi gerçek. Teşekkür ederim Topsy!

-Topsy anısına derin bir sevgiyle..



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Kendimle aramda kac dakika var

Hayatımıza ne kadar anlam yükleyebiliyoruz. Eğer bir film olsaydı hayatım ne yorumlar gelirdi acaba diye kaç kere düşünüldü. Hangi anlam enerjisinin içerisinde yaşadığımızı, farkındalık bilinciyle bil

Umut